Av. Doç. Dr. Ramazan Arıtürk, Mavi Marmara saldırısıyla ilgili Uluslararası Ceza Mahkemesi başvurusunun, geminin bayrak devleti olan Komor Adaları adına yapıldığını açıkladı.
Bu başvurunun mağdurların daha önce sunduğu bilgilendirmeden farklı olarak Roma Statüsü’ne taraf bir devletin resmî başvurusu niteliğinde olduğunu ve savcılık önünde daha güçlü bir usulî sonuç doğurduğunu anlattı.
Bayrak Devleti Neden Yetkili?
“Komor bayrağı taşıyan Mavi Marmara, uluslararası hukuk bakımından Komor Devleti’nin yetki alanındadır.”
Deniz hukukunda gemi, bayrağını taşıdığı devletle hukuki bir bağ kuruyor. Mavi Marmara’nın Komor Adaları bayrağı taşıması, Roma Statüsü’ne taraf olan bu devletin saldırıyla ilgili olarak Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne başvuru yapabilmesini sağladı.
Mağdur Başvurusu ile Devlet Başvurusu Aynı Değil
Arıtürk, mağdurlar adına Roma Statüsü’nün 15. maddesi kapsamında daha önce bilgi sunulduğunu; yeni adımın ise taraf bir devletin resmî sevki olduğunu belirtti. Mağdur bildirimi savcıya inceleme takdiri bırakırken devlet başvurusu dosyanın usul içinde ele alınmasını zorunlu hale getiriyor.
Bu fark, mahkemenin sonunda mutlaka mahkûmiyet kararı vereceği anlamına gelmiyor; ancak saldırının uluslararası suç oluşturup oluşturmadığının kurumsal biçimde incelenmesini sağlıyor.
Savcılık Önce Yetki ve Suç Şüphesini İnceleyecek
Uluslararası Ceza Mahkemesi savcılığı önce mahkemenin yetkisini, olayların ağırlığını ve tamamlayıcılık koşullarını değerlendirecek. Yeterli temel görürse soruşturma aşamasına geçilecek; deliller sorumluluğu bulunan kişilere doğru ilerleyecek.
- mahkemenin yer ve kişi bakımından yetkisi,
- saldırıda Roma Statüsü kapsamındaki suçların oluşup oluşmadığı,
- ulusal makamların etkili bir soruşturma yürütüp yürütmediği,
- somut delillerin hangi kişilerin sorumluluğuna işaret ettiği.
Amaç Diplomasi Değil Bireysel Ceza Sorumluluğu
Arıtürk, devletler arasındaki siyasi ilişkilerden farklı olarak uluslararası ceza yargılamasının kişilerin sorumluluğunu araştırdığını vurguladı. Bu nedenle dosyanın diplomatik açıklamalardan bağımsız, delil ve mahkeme usulü içinde izlenmesi gerektiğini söyledi.