Av. Doç. Dr. Ramazan Arıtürk, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme tartışmasını metinler hukuku bakımından ele alarak bir uluslararası anlaşmanın özgün ve onaylanan metniyle Türkçe çevirisinin aynı hukuki işleve sahip olmadığını anlattı.
Sözleşmenin içeriği veya uygulanması eleştirilecekse bunun çeviri üzerinden varsayım kurularak değil, onaylanan özgün hükümler ve usul kuralları üzerinden yapılması gerektiğini söyledi.
Bağlayıcı Olan Onaylanan Sözleşme Metnidir
Arıtürk, uluslararası anlaşmalarda taraf devletlerin kabul ettiği özgün metnin esas olduğunu, sonradan hazırlanan Türkçe çevirinin tek başına sözleşmenin kapsamını değiştiremeyeceğini belirtti.
“Türkçe çeviride hata varsa bu, onaylanan uluslararası sözleşme metnini kendiliğinden ortadan kaldırmaz.”
Çeviri Sorunu Varsa Açık ve Resmî Yöntemle Düzeltilmeli
Bir kavramın Türkçeye yanlış veya eksik aktarıldığı ileri sürülüyorsa özgün dildeki hükümler karşılaştırılmalı, resmî düzeltme yapılmalı ve uygulayıcı kurumlara açık yorum sunulmalı. Çeviri eleştirisi, sözleşmenin hiç yürürlüğe girmediği sonucuna dönüştürülemez.
Bu ayrım, kadınların şiddetten korunmasına ilişkin yükümlülüklerle sözleşme etrafındaki siyasi ve toplumsal tartışmaların birbirine karıştırılmaması bakımından da önem taşıyor.
Çekilmenin Sonuçları Usul ve İç Hukukla Birlikte İncelenmeli
Sözleşmeden çekilme kararının kadınlara yönelik şiddetle mücadele yükümlülüğünü bütünüyle ortadan kaldırmadığını; Anayasa, ulusal kanunlar ve diğer uluslararası insan hakları metinlerinin uygulanmaya devam ettiğini belirtti.
Arıtürk’ün vurgusu, tartışmanın “sözleşme var mı yok mu” ikiliğine sıkıştırılmaması; çekilme usulü, bağlayıcı metin, iç hukuk düzenlemeleri ve mağduru koruyan fiilî mekanizmaların ayrı ayrı denetlenmesi yönündeydi.