Av. Doç. Dr. Ramazan Arıtürk, programda Türkiye’nin teknoloji ve girişimcilik kapasitesinden seçim öncesi siyasi dengelere uzanan değerlendirmelerde bulundu.
Tartışmayı kesin seçim tahminleri üzerinden değil; kurumsal birikim, sahadaki toplumsal hava, adayın hazırlığı ve seçmenle doğrudan temas başlıkları üzerinden kurdu.
Türkiye’de Hiçbir Şey Yok Demek de Haksızlık
Arıtürk, Türkiye’nin henüz dünyanın önde gelen teknoloji merkezleriyle aynı ölçekte olmadığını kabul etmekle birlikte ülkede hiçbir altyapı bulunmadığı düşüncesine katılmadı. İstanbul Ticaret Odası’nın ticarileştirme merkezi ile Gebze’deki teknoloji yapıları gibi örneklerin, girişimciliği destekleyen bir birikim oluşturduğunu söyledi.
Silikon Vadisi’nin de onlarca yılda oluştuğunu hatırlatarak teknoloji ekosistemlerinin kısa sürede ve tek bir yatırımla kurulamayacağını; üniversite, finansman, sanayi ve nitelikli insan kaynağının uzun vadeli biçimde birlikte geliştirilmesi gerektiğini vurguladı.
Anadolu’daki Siyasi Hava Sabit Değil
Kendi saha gözlemlerini bir kamuoyu araştırması gibi sunmayan Arıtürk, Anadolu’daki temaslarında iktidar seçmeninde yeniden toparlanma işaretleri gördüğünü aktardı. Ekonomik şartların seçmen davranışında belirleyici olmaya devam ettiğini, sosyal konut gibi somut projelerin de siyasi hareketlilik üretebildiğini belirtti.
“Siyasette bugünün fotoğrafını değişmez sonuç gibi okumamak gerekir.”
Ortak Aday, Ortak Programı İçselleştirmeli
Muhalefetin ortak adayının yalnız seçim takvimine yakın bir tarihte açıklanmasının yeterli olmayacağını söyledi. Adayın üzerinde uzlaşılan programı öğrenmesi, önerilerin arkasındaki gerekçeyi kavraması ve bunu seçmene kendi diliyle anlatabilmesi için zamana ihtiyacı olduğunu ifade etti.
- ortak programın aday tarafından özümsenmesi,
- Türkiye’nin bütün bölgelerinde doğrudan seçmen teması kurulması,
- televizyon görünürlüğünün saha çalışmasıyla desteklenmesi,
- adaylık takviminin kampanyayı etkisiz bırakmayacak biçimde belirlenmesi.
Seçim Yeni Bir Siyasi Mecra Açabilir
Arıtürk’e göre yaklaşan seçim yalnız iktidar ve muhalefet arasındaki oy dağılımını değil, siyaset yapma biçimini ve yeni kuşakların rolünü de değiştirebilir. Ancak böyle bir dönüşümün gerçekleşmesi, partilerin toplumdaki karşılığını doğru okuyup uygulanabilir bir gelecek tasavvuru sunmasına bağlı.