Av. Doç. Dr. Ramazan Arıtürk, aile içi şiddetle mücadelede mağdurun hızlı biçimde korunmasının zorunlu olduğunu; bununla birlikte koruma tedbirlerinin açık ölçüt, etkili inceleme ve ailedeki bütün kişilerin temel haklarını gözeten bir uygulamayla yürütülmesi gerektiğini söyledi.
Fiziksel şiddeti hiçbir biçimde kabul edilemez bulduğunu açıkça belirterek psikolojik ve ekonomik şiddet kavramlarının somut olayda nasıl belirleneceği üzerinde durdu.
Şiddet Yalnız Fiziksel Saldırıdan İbaret Değil
Aile içi şiddet düzenlemelerinin fiziksel saldırının yanında psikolojik, cinsel ve ekonomik şiddeti de koruma kapsamına aldığını anlattı. Bu geniş yaklaşımın görünmeyen zararları fark etmek bakımından önemli olduğunu, ancak uygulamada hangi davranışın hangi şiddet türünü oluşturduğunun gerekçelendirilmesi gerektiğini savundu.
“Fiziksel şiddeti tasvip etmemiz mümkün değildir.”
Hızlı Koruma ile Hukuki Belirlilik Dengelenmeli
Şiddet iddiasında mağduru yeniden tehlikeye atmadan hızlı koruma kararı alınması hayati olabilir. Arıtürk, bunun yanında psikolojik veya ekonomik şiddet iddiasının somut olayın şartları içinde incelenmesini ve kararın gerekçesinin açık kurulmasını istedi.
Ses yükseltme, baskı, tehdit, maddi imkânları kontrol etme veya eşin temel ihtiyaçlarını karşılamama gibi farklı davranışların aynı sonucu doğurmayabileceğini; tedbirin süresi ve kapsamının olayın riskine göre belirlenmesi gerektiğini ifade etti.
Uzaklaştırma Kararının Pratik Sonuçları da Düzenlenmeli
Evden uzaklaştırılan eşin nerede kalacağı ve günlük hayatını nasıl sürdüreceği konusunda uygulamada boşluklar doğabildiğini söyledi. Buna karşılık evin kira, elektrik, su, doğalgaz ve geçim giderlerine katkı yükümlülüğünün devam edebildiğini hatırlattı.
Arıtürk’e göre koruma kararının mağdur güvenliğini zayıflatmadan uygulanabilmesi için barınma, geçim, çocuklarla ilişki ve kararın denetimi gibi pratik sonuçların da bütüncül biçimde düzenlenmesi gerekiyor.
Amaç Şiddeti Önlemek ve Yeni Çatışmayı Büyütmemek
Koruma tedbirinin yalnız geçici fiziksel ayrılık yaratmasıyla yetinilmemesini; risk değerlendirmesi, psikososyal destek ve gerektiğinde aile hukukuna ilişkin kalıcı çözümlerle tamamlanmasını savundu.
Böylece hukuk hem şiddet mağdurunu etkin biçimde koruyabilir hem de belirsiz ve denetimsiz uygulamaların yeni mağduriyetler doğurmasını önleyebilir.