Av. Doç. Dr. Ramazan Arıtürk, TV100’de Kerem Kırçuval’ın sunduğu 10’dan 12’ye programında Türkiye–ABD ilişkilerinin seyrini değerlendirdi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Joe Biden’ın G20 Zirvesi kapsamındaki görüşmesinden F-35 ve F-16 başlıklarına, büyükelçiler tartışmasından Yunanistan’daki Amerikan askeri varlığına kadar uzanan değerlendirmesinde, devletler arası ilişkilerin günlük siyasi gerilimlerden daha uzun bir zaman diliminde okunması gerektiğini vurguladı.
İlişkilerin Temelinde Duygular Değil Menfaatler Var
Arıtürk’e göre Türkiye–ABD ilişkilerini değerlendirirken ilk olarak Washington’ın dış politika anlayışına bakmak gerekiyor. Amerika Birleşik Devletleri, başka ülkelerle ilişkisini kalıcı dostluk veya karşıtlık üzerinden değil, kendi menfaatleri üzerinden kuruyor. Bu nedenle Türkiye ile iş birliği yapmak Amerikan çıkarları bakımından gerekli olduğunda iş birliği yapıyor; gerekli görmediğinde ise farklı bir tutum alabiliyor.
“Amerika için Amerikan menfaatleri önceliklidir. Türkiye ile iş birliği yapması gerekiyorsa yapar; gerekmiyorsa yapmaz.”
Bu yaklaşım, iki ülke arasında zaman zaman yaşanan sert görüş ayrılıklarının kalıcı bir kopuş anlamına gelmediğini de gösteriyor. Geçmişte Kıbrıs Barış Harekâtı gibi çok ciddi anlaşmazlıklar yaşanmasına rağmen ilişkiler bütünüyle sona ermedi. Arıtürk, bugünkü sorunların da Türkiye’nin stratejik ağırlığı ve iki ülkenin karşılıklı ihtiyaçları hesaba katılarak zaman içinde daha düzenli bir ilişki biçimine dönüşebileceği görüşünde.
Türkiye Gözden Çıkarılabilecek Bir Ülke Değil
Türkiye’nin coğrafi konumu, NATO üyeliği, Rusya ile yakın ilişkileri ve Balkanlar’dan Orta Doğu’ya, Orta Asya’dan Afrika’ya uzanan etki alanı, Ankara’yı Washington açısından vazgeçilmesi kolay olmayan bir aktör hâline getiriyor. Arıtürk, Türkiye’nin yalnızca askerî kapasitesiyle değil, yakın çevresinde bağımsız politika üretme iradesiyle de geçmiş dönemlerden farklı bir noktada bulunduğunu belirtti.
Türkiye artık yalnızca kendisine verilen görevleri yerine getiren bir NATO ülkesi değil. Savunma sanayisinde geliştirilen insansız hava araçları ve diğer teknolojik kabiliyetler, ülkenin bölgesel etkinliğini artırıyor. Bu gelişmenin Batılı müttefiklerde her zaman memnuniyet oluşturmadığını söyleyen Arıtürk, yine de Türkiye’nin ulaştığı kapasitenin görmezden gelinemeyeceğini ifade etti.
Hükümetler Değişir, Devletler Arası İlişkiler Devam Eder
Dış politikanın günlük gelişmelere göre okunmasına karşı çıkan Arıtürk, hükümetlerin ve devlet başkanlarının değişebileceğini; ancak ülkeler arasındaki ilişkilerin yıllara, hatta yüzyıllara yayıldığını hatırlattı. Bu nedenle bir zirvenin ardından kullanılan sert veya yumuşak ifadeler, ilişkinin tamamını açıklamak için yeterli değil.
Erdoğan–Biden görüşmesini bu açıdan anlamlı bulan Arıtürk, iki tarafın sorunlu alanlarda konuşmayı sürdürmesinin başlı başına önemli olduğunu söyledi. F-35 programı ve Türkiye’nin F-16 talebi gibi dosyalarda henüz tüm sorunlar çözülmüş olmasa da, müzakere kanallarının açık tutulması daha rasyonel bir zeminin kurulmasına imkân verebilir.
24 Nisan Açıklaması Değişen Etki Dengesini Gösteriyor
Joe Biden’ın 24 Nisan açıklamasında “soykırım” ifadesini kullanmasını da değerlendiren Arıtürk, Biden’ın bu yöndeki tutumunu seçim döneminden itibaren açıkça ortaya koyduğunu hatırlattı. Bununla birlikte Türkiye’nin geçmişte Washington üzerindeki etkisi ile bugünkü etkisi arasında fark bulunduğunu kabul etmek gerektiğini belirtti.
Arıtürk’e göre temel gerilim, ABD’nin Türkiye’yi daha sınırlı bir bölgesel rol içinde görmek istemesi ile Türkiye’nin kendi çevresinde ve daha geniş bir coğrafyada bağımsız menfaatlerini takip etmesi arasındaki ayrışmadan kaynaklanıyor. Ancak bu ayrışma, iki ülkenin ortak çıkar alanlarını ortadan kaldırmıyor. Bir aşamadan sonra tarafların, karşılıklı menfaatlerini mümkün olan en yüksek düzeyde koruyacak bir dengeye yönelmesi beklenebilir.
İnsan Hakları Açıklamaları ile Doğrudan Müdahale Aynı Şey Değil
Programda, bazı ülkelerin büyükelçilerinin Türkiye’deki bir dava hakkında yaptığı açıklama ile G20 sonrasında yayımlanan genel insan hakları ve hukuk devleti vurgusu arasındaki fark da gündeme geldi. Arıtürk, devlet başkanlarının ve ülke temsilcilerinin uluslararası platformlarda genel nitelikte insan hakları açıklamaları yapabileceğini; Türkiye’nin Birleşmiş Milletler temsilcisinin de başka ülkelerdeki insan hakları meselelerini gündeme getirebildiğini söyledi.
Buna karşılık bir ülkenin Türkiye’deki büyükelçisinin doğrudan belirli bir iç hukuk dosyası hakkında tutum almasının farklı değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Arıtürk, bu ayrımı yaparken Türkiye’de hukuki konularda hiç yanlış bulunmadığını savunmadı. Aksine, var olan yanlışların Türkiye’nin kendi demokratik ve hukuki mekanizmaları içinde düzeltilmesi gerektiğini vurguladı.
“Türkiye’de bazı hukuki konularda yapılan yanlışlar var. Bunlar zamanla düzeltmemiz gereken konulardır.”
Bu çerçevede muhalefetin sorunları dile getirmesi ve iktidarın bunları giderecek adımlar atması, hukuk düzeninin kendi iç işleyişinin bir parçası olarak görülmeli. Türkiye’nin dışarıdan yönlendirme görüntüsü vermeden kendi hukuk standartlarını yükseltmesi, uluslararası alandaki konumunu da güçlendirecektir.
ABD’nin Önceliği Giderek Çin’e Kayıyor
Yunanistan’daki Amerikan askerî yığınağının Türkiye’nin yerini almaya yönelik olup olmadığı sorusuna ise Arıtürk, ABD’nin küresel önceliklerinin değiştiğini hatırlatarak cevap verdi. Washington’ın birinci stratejik meselesinin artık yalnızca Avrupa veya Batı hattı değil, Çin’in yükselişi ve Hint-Pasifik bölgesindeki Amerikan menfaatleri olduğunu söyledi.
Bu nedenle Türkiye çevresindeki yeni askerî konuşlanmaları tek bir gerekçeye bağlamak doğru değil. Bazı adımlar Rusya’ya yönelik güvenlik politikalarıyla, bazıları ise Türkiye’ye karşı güç gösterisiyle bağlantılı olabilir. Arıtürk’e göre bütün bu hareketler dikkatle izlenmeli; ancak Türkiye’nin stratejik değerinin ortadan kalktığı sonucuna varılmamalı.
Sonuç: Rasyonel Bir Denge Kurulacak
Av. Doç. Dr. Ramazan Arıtürk, Türkiye ile ABD arasında kısa vadede yeni gerilimlerin yaşanabileceğini kabul etmekle birlikte, uzun vadede rasyonel bir uzlaşının ortaya çıkacağı görüşünde. Türkiye’nin NATO içindeki yeri, geniş coğrafi etki alanı, gelişen savunma kapasitesi ve ABD’nin değişen küresel ihtiyaçları, iki ülkeyi belirli alanlarda birlikte hareket etmeye zorlayacak.
Bu ilişkinin sağlıklı yürüyebilmesi için Türkiye’nin kendi menfaatlerini açık biçimde savunması, diplomatik kanalları koruması ve hukuk alanındaki eksiklerini kendi iradesiyle gidermesi gerekiyor. Günlük siyasi söylemler değişse de devletler arası ilişkilerde kalıcı olan, karşılıklı çıkarların oluşturduğu dengedir.