Av. Doç. Dr. Ramazan Arıtürk, TVNET canlı yayınında İsrail’in Gazze’de sürdürdüğü saldırılar karşısında Birleşmiş Milletler’in hukuki ve siyasi konumunu değerlendirdi. BM Genel Kurulu tarafından İsrail’e uluslararası hukuka uyması için tanınan sürenin sonuçsuz kalmasını ele alan Arıtürk, alınan kararların güçlü bir hukuki zemine dayanmasına rağmen uygulanamadığını vurguladı.
Arıtürk’e göre Gazze’de yaşananlar yalnızca İsrail’in uluslararası hukuk kurallarını ihlal ettiğini göstermiyor. Aynı zamanda İkinci Dünya Savaşı sonrasında çatışmaları önlemek, adaleti yaygınlaştırmak ve uluslararası krizleri hukuk yoluyla çözmek amacıyla kurulan Birleşmiş Milletler sisteminin ne ölçüde işlevsiz hâle geldiğini de ortaya koyuyor.
BM Kararının Güçlü Bir Hukuki Zemini Var
Birleşmiş Milletler’in İsrail’in Filistin topraklarındaki işgaline son vermesi, askerlerini ve yasa dışı yerleşimlerini geri çekmesi, ayrımcı uygulamaları kaldırması ve Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını engellememesi yönündeki kararı, Uluslararası Adalet Divanı tarafından hazırlanan hukuki görüşe dayanıyor.
Bu nedenle söz konusu talepler yalnızca siyasi bir tepki veya diplomatik temenni değil. Uluslararası hukuk bakımından gerekçelendirilmiş, uygulanması gereken yükümlülükler niteliğinde. Buna rağmen İsrail’in geçen süre içinde işgali ve saldırıları durdurmak yerine daha da genişletmesi, BM kararlarının yaptırım gücünün ne kadar sınırlı kaldığını gösteriyor.
Kuruluş Amacına Uygun Hareket Edemeyen Bir Yapı
Av. Doç. Dr. Ramazan Arıtürk, bugünkü tabloyu Birleşmiş Milletler’in “aciz ve çaresiz” durumda olduğunun bir göstergesi olarak değerlendirdi. Milletler Cemiyeti’nin uluslararası çatışmaları önleyememesi sonrasında kurulan BM’den beklenen, hak ve adalet ilkelerine dayalı etkili bir uluslararası düzen oluşturmaktı. Ancak Gazze’deki saldırılar karşısında ortaya çıkan sonuç, kurumun kuruluş amacına uygun bir rol oynayamadığını gösteriyor.
“Birleşmiş Milletler bugün kuruluş amacına uygun bir pozisyon çizemiyor; eli kolu bağlı ve aciz bir yapı olarak duruyor.”
Arıtürk’e göre yaklaşan Genel Kurul toplantısı bu nedenle sıradan bir diplomatik buluşma olmayacak. Devlet başkanları ve üst düzey temsilciler İsrail’i sert biçimde eleştirebilir, yüksek perdeden konuşmalar yapabilir ve mevcut düzenin yetersizliğini dile getirebilir. Fakat bütün bu açıklamaların somut bir sonuca dönüşmesi, BM’nin mevcut karar alma yapısı nedeniyle oldukça güç.
Genel Kurul Kararları Güvenlik Konseyi Duvarına Çarpıyor
BM Genel Kurulu’nda ülkelerin büyük çoğunluğu Filistin’in bağımsız bir devlet olarak tanınması yönünde irade ortaya koyabiliyor. Ancak Genel Kurul tarafından kabul edilen kararların fiilen uygulanabilmesi için Güvenlik Konseyi’nin yapısı belirleyici oluyor. Daimî üyelerin veto yetkisi, geniş bir uluslararası çoğunluğun iradesini etkisiz bırakabiliyor.
İsrail’in en büyük destekçisi olan Amerika Birleşik Devletleri’nin veto yetkisi dikkate alındığında, Gazze’deki saldırıları durduracak bağlayıcı bir kararın çıkması beklenmiyor. Arıtürk, İngiltere’nin de benzer bir tutum alabileceğine dikkat çekerek, BM Güvenlik Konseyi’nin hem hukukla hem de günümüz dünyasının gerçekleriyle uyumsuz bir yapıya dönüştüğünü belirtti.
Bu yapısal sorun nedeniyle Genel Kurul’da güçlü bir öfke ve söz düellosu yaşansa bile soykırımı ve insanlığa karşı suçları fiilen durduracak bir mekanizma ortaya çıkmayabilir. Arıtürk, ciddi ve uygulanabilir bir karar alınamaması hâlinde BM’nin yalnızca etkinliğinin değil, varoluş sebebinin de daha açık biçimde sorgulanacağını söyledi.
Bir Yılda Değişen En Önemli Şey Siyasi Dil Oldu
Arıtürk, bir önceki yıl ile bugünkü uluslararası ortam arasında önemli bir değişim bulunduğunu da vurguladı. İsrail aleyhine kararlar alınmasına rağmen birçok ülke daha önce doğrudan eleştiri yöneltmekten kaçınıyordu. Bugün ise çok sayıda devlet lideri İsrail’in politikalarını açık biçimde eleştiriyor; siyonist yaklaşımın oluşturduğu tehlikeden ve İsrail’in hukuk dışı eylemlerinden söz ediyor.
Bu değişim henüz Gazze’deki saldırıları durduracak bağlayıcı bir uluslararası karara dönüşmüş değil. Bununla birlikte İsrail’in giderek yalnızlaşması ve devletlerin kullandığı dilin sertleşmesi, dünya kamuoyundaki yön değişimini gösteriyor. Arıtürk, bu siyasi dönüşümün zaman içinde olumlu ve somut sonuçlar üretebileceği görüşünde.
Güvenlik Konseyi Olmasa da Devletler Ayrı Ayrı Harekete Geçebilir
Bağlayıcı bir Güvenlik Konseyi kararı çıkmaması, ülkelerin hiçbir şey yapamayacağı anlamına gelmiyor. Arıtürk’e göre devletler kendi yetkileri çerçevesinde İsrail’e karşı bireysel yaptırım ve ambargo kararları alabilir. Bu tedbirler askerî karşılıkla sınırlı düşünülmemeli; uluslararası spor organizasyonlarından ulaştırmaya, limanlardan ticari mal akışına kadar geniş bir alana yayılabilir.
- İsrail’in uluslararası spor organizasyonlarına katılımının sınırlandırılması,
- İsrail hava yolu şirketlerine uçuş ve hava sahası kısıtlamaları uygulanması,
- Limanların İsrail bağlantılı gemi ve yük taşımacılığına kapatılması,
- Ticari mal akışını ve deniz taşımacılığını sınırlandıran ulusal ambargolar getirilmesi.
Arıtürk, bu tür uygulamaların İsrail’i ekonomik ve siyasi bakımdan izole edeceğini belirtti. Hava ve deniz taşımacılığının, liman erişiminin ve ticari hareketliliğin sınırlandırılması İsrail ekonomisi üzerinde doğrudan baskı oluşturabilir. Ekonomik kapasitenin zayıflaması ise askerî faaliyetlerin sürdürülebilirliğini de etkileyebilir.
“İsrail’e karşı yalnızca silahla karşılık vermek değil; mal akışını, hava ve deniz taşımacılığını sınırlandırmak da etkili olabilir.”
Uluslararası Düzen İçin Yeni Bir Mekanizma Arayışı
Gazze’de uluslararası hukukun açık biçimde ihlal edilmesine rağmen yaptırım uygulanamaması, BM sisteminin geleceğini doğrudan tartışmaya açıyor. Arıtürk’e göre mevcut düzen sorunu çözemezse dünyada yeni bir siyasi denge ve yeni bir uluslararası mekanizma kurulması gereği daha güçlü biçimde gündeme gelecek.
Önümüzdeki Genel Kurul toplantısında bağlayıcı bir karar çıkmasa bile devletlerin İsrail’e yönelik ulusal yaptırım kararları almaya başlaması önemli bir aşama olabilir. Kamuoyunun değişen tutumu, Filistin’in daha geniş bir çevre tarafından tanınması ve İsrail’in giderek artan yalnızlığı, hukuk dışı eylemlerin siyasi ve ekonomik sonuçlar doğurmaya başlayabileceğini gösteriyor.
Av. Doç. Dr. Ramazan Arıtürk’ün değerlendirmesi, uluslararası hukukun yalnızca karar metinleriyle korunamayacağını ortaya koyuyor. Hukuki kararların etkili olabilmesi için bunları uygulayacak siyasi iradeye ve yaptırım mekanizmasına ihtiyaç var. BM bu iradeyi üretemediği sürece devletlerin kendi imkânlarıyla atacağı adımlar, İsrail üzerindeki uluslararası baskının en somut aracı hâline gelebilir.