Av. Doç. Dr. Ramazan Arıtürk, TVNET’te yayımlanan Konuşmak Lazım programında “Türkiye Yüzyılı” vizyonunu değerlendirdi. Türkiye’nin yeni dönemde ihtiyaç duyduğu siyasi dilden TOGG’un temsil ettiği sanayi dönüşümüne, nitelikli üniversitelerden yakın coğrafyayla kurulacak yeni ilişkilere kadar geniş bir çerçeve çizen Arıtürk, gelecek vizyonunun toplumun bütün kesimlerini kapsaması gerektiğini vurguladı.
Arıtürk’e göre Türkiye’nin yeni yüzyılı yalnızca ekonomik büyüme, teknolojik yatırımlar veya büyük projelerle tarif edilemez. Bu hedeflerin kalıcı hâle gelmesi için siyasi rekabetin niteliğinin yükselmesi, farklı görüşlerin ortak başarılar etrafında buluşabilmesi ve ülkenin yetişmiş insan gücünü merkeze alan uzun vadeli bir yaklaşım kurulması gerekiyor.
Türkiye’nin Önce Yeni Bir Siyasi Dile İhtiyacı Var
Türkiye Yüzyılı denildiğinde ilk ihtiyacın toplumsal birlik olduğunu söyleyen Arıtürk, hangi siyasi partiye veya toplumsal kesime mensup olursa olsun herkesin kendisini ortak bir gelecek içinde görebileceği bir ortam kurulması gerektiğini belirtti. Ülkenin gerginliğe ve ayrışmaya değil; beraberliğe, karşılıklı anlayışa ve ortak çalışma iradesine ihtiyacı var.
“Türkiye’nin kavgaya değil barış diline, anlayış diline ve karşılıklı konuşabilmeye ihtiyacı var.”
Siyasi rekabet demokrasinin doğal bir parçası. Ancak bu rekabet, hakaret ve gerilim üzerinden değil; belirli bir ahlaki ve estetik seviye içinde yürütülmeli. Bir politikayı eleştiren kişi veya parti, yalnızca neye karşı olduğunu söylemekle kalmamalı; kendi çözümünü ve alternatifini de ortaya koymalı. Arıtürk, Türkiye’nin yeni dönemde tam olarak böyle bir siyasi söyleme ihtiyaç duyduğunu ifade etti.
TOGG Bir Otomobilden Daha Fazlasını Temsil Ediyor
Arıtürk, TOGG’u Türkiye’nin uzun yıllardır kurduğu bir sanayi rüyasının gerçekleşmesi olarak değerlendirdi. Projenin özel sektör veya hükümet tarafından sahiplenilmesi üzerinden yürütülen tartışmalardan önce ortaya çıkan sonuca bakılması gerektiğini belirtti. Ona göre bu araç, herhangi bir marka tartışmasının ötesinde Türkiye’nin teknolojik dönüşüm iradesini temsil ediyor.
Dünya fosil yakıtlardan elektrikli araçlara ve yeni enerji teknolojilerine geçerken Türkiye’nin bu dönüşümün dışında kalmaması büyük önem taşıyor. Geçmişte motor ve otomotiv üretimi konusunda yarım kalan girişimleri hatırlatan Arıtürk, küresel ölçekte söz sahibi olmak isteyen bir ülkenin kendi motorunu ve temel teknolojisini geliştirebilmesi gerektiğini söyledi.
Türkiye’nin yeni yüzyılındaki iki önemli sanayi hamlesinden birinin savunma sanayisindeki insansız hava araçları, diğerinin ise yeni nesil otomotiv teknolojisi olduğunu belirten Arıtürk, TOGG’un bir sanayi dönüşümünün başlangıcı olarak okunması gerektiğini ifade etti.
Ortak Başarılar Parti Tartışmasının Üzerinde Tutulmalı
TOGG’un tanıtımı veya davet süreciyle ilgili yöntem eleştirileri yapılabileceğini kabul eden Arıtürk, usule ilişkin tartışmalarla ortaya çıkan millî sonucun birbirinden ayrılması gerektiğini söyledi. Bir siyasi parti organizasyon biçimini eleştirebilir; ancak Türkiye’nin üretim kapasitesi adına elde edilen başarıya katılmalı ve eleştirisini de bu ortak zemin içinde dile getirmeli.
Arıtürk’e göre siyasi liderlerin farklılıklarını bir kenara bırakarak Türkiye’nin geleceği açısından bu tür projelerde bir araya gelmesi daha anlamlı olurdu. Çünkü teknoloji ve sanayi yatırımları yalnızca onları başlatan hükümete değil, gelecek kuşaklara ve ülkenin tamamına ait sonuçlar üretiyor.
“Usulü eleştirebilirsiniz; fakat gelinen sonuç Türkiye’nin dönüşümünü gösteriyorsa o başarıda birlikte olmak gerekir.”
Kas Gücünden Akıl Terine Geçmek
Türkiye’nin yeni bir kalkınma hamlesine ihtiyacı olduğunu belirten Arıtürk, bu hamlenin yalnızca kas gücüne ve fiziksel üretime dayanamayacağını söyledi. Yeni yüzyılın asıl ihtiyacı “akıl teri”; yani bilim, araştırma, yenilikçilik ve yüksek nitelikli insan gücü.
Bu nedenle dünya çapında üniversitelerin kurulması ve mevcut üniversitelerin niteliğinin yükseltilmesi, Türkiye Yüzyılı vizyonunun temel başlıklarından biri olmalı. Sanayi üretiminin teknolojiyle, teknolojinin bilimsel araştırmayla, bilimsel araştırmanın da özgür ve güçlü üniversitelerle desteklenmesi gerekiyor.
Arıtürk, toplumların değişim ve gelişiminin bir günde gerçekleşmediğini hatırlattı. Bugün gelişmiş kabul edilen ülkelerin ulaştığı noktanın yüzlerce yıllık bir sürecin sonucu olduğunu belirterek Türkiye’nin dönüşümünü de uzun bir zaman çizgisi içinde değerlendirmek gerektiğini söyledi.
Türkiye Kabuğunu Kırdı, Fakat Mevcut Seviye Yeterli Değil
Türkiye’nin artık 1920’lerin veya 1950’lerin şartlarında yaşayan bir ülke olmadığını söyleyen Arıtürk, eğitimden sanayi üretimine, ticaretten ihracata kadar birçok alanda ciddi bir değişim yaşandığını belirtti. Geçmişte bir milyar dolarlık ihracatın büyük bir eşik olarak kutlandığını, bugün ise Türkiye’nin dünyanın farklı bölgelerine çok daha yüksek hacimde mal sattığını hatırlattı.
Bu gelişme Türkiye’nin kabuğunu kırdığını gösterse de ulaşılan seviye yeterli değil. Yeni vizyonun amacı mevcut başarılarla yetinmek değil; üretimin niteliğini artırmak, teknolojik bağımsızlığı güçlendirmek ve Türkiye’yi dünya çapında rekabet edebilen bir bilgi ve sanayi merkezi hâline getirmek olmalı.
Yeni Yüzyılın Sosyal Boyutu da Olmalı
Arıtürk, yeni dönem vizyonunun yalnızca sanayi yatırımlarından ibaret kalmaması gerektiğini belirtti. Ceza infaz sisteminde topluma yeniden kazandırmayı önceleyen düzenlemeler yapılması ve belirli suç tiplerinde kontrollü biçimde sosyal uyumu güçlendirecek modeller geliştirilmesi de bu vizyonun parçası olabilir.
Buradaki temel yaklaşım, cezaevindeki insanların toplumdan tamamen koparılması yerine kontrollü ve hukuki mekanizmalarla yeniden toplumsal hayata hazırlanması. Arıtürk, bu konuda daha önce ilgili makamlara öneriler sunduğunu ve kapsamlı bir infaz reformuna ihtiyaç bulunduğunu ifade etti.
Yakın Coğrafyayla Yeni Bir İş Birliği Modeli
Türkiye’nin geleceği yalnızca kendi sınırları içindeki gelişmelerle şekillenmeyecek. Azerbaycan, Balkanlar, Kuzey Afrika, Orta Asya ve Orta Doğu ile kurulacak sosyal, siyasi ve ekonomik ilişkiler yeni yüzyılın en önemli unsurları arasında yer alıyor.
Arıtürk, bu yaklaşımın geçmişteki bir imparatorluk modelini yeniden kurma arayışı olmadığını özellikle vurguladı. İhtiyaç duyulan şey, ortak tarihî ve kültürel bağları günümüz dünyasının şartlarına uygun ekonomik ve siyasi iş birliklerine dönüştürecek yeni bir bakış açısı.
Türkiye yalnızca Türk dünyası için değil, Irak’tan Suriye’ye ve daha geniş bölgeye kadar birçok insanın güven duyduğu bir merkez olarak görülüyor. Arıtürk’e göre ülkenin coğrafi konumu, tarihî geçmişi ve toplumsal bağları önemli bir potansiyel oluşturuyor. Türkiye güçlendikçe bu potansiyel yeni bölgesel ortaklıkların temelini oluşturabilir.
Güçlü Türkiye Yeni Bir Bölgesel Merkez Kurabilir
Dünyada federal ve konfederal yapılar gibi farklı iş birliği modellerinin bulunduğunu hatırlatan Arıtürk, Türkiye’nin de kendi yakın coğrafyasında yeni ve özgün ortaklık biçimleri geliştirebileceğini söyledi. Bu model, eski bir devlet düzeninin tekrarı değil; ekonomik, sosyal ve siyasi ilişkileri daha kurumsal hâle getiren çağdaş bir yapılanma olmalı.
Bunun gerçekleşmesi Türkiye’nin kendi içindeki başarısına bağlı. Toplumsal barışı güçlendiren, nitelikli insan yetiştiren, teknoloji üreten ve siyasi rekabeti ortak hedeflerin önüne geçirmeyen bir Türkiye, çevresindeki ülkeler için de güçlü bir çekim merkezi hâline gelebilir.
Av. Doç. Dr. Ramazan Arıtürk’ün değerlendirmesinde Türkiye Yüzyılı, tek bir belge veya proje değil; birbirini tamamlayan uzun vadeli bir dönüşüm programı olarak öne çıkıyor. Yeni siyasi dil, ortak başarıları sahiplenme kültürü, teknolojik üretim, nitelikli üniversiteler ve yakın coğrafyayla güçlü ilişkiler aynı hedefin parçaları. Türkiye’nin yeni yüzyıldaki başarısı, bütün bu alanlarda birlikte ilerleyebilmesine bağlı.