Siyasi Parti Kapatmak Sorunu Çözmez: Hukuk, Yargı Reformu ve Dış Politika

Av. Doç. Dr. Ramazan Arıtürk; siyasi parti kapatma davalarının usulünü, bireysel ceza sorumluluğunu, kapsamlı yargı reformu ihtiyacını ve Türkiye’nin dış politikadaki hukuki haklarını değerlendiriyor.
  • hukuk fakültelerinde eğitimin niteliğinin yükseltilmesi,
  • hâkim, savcı ve avukatların uzmanlaşmasının sağlanması,
  • hâkimlerin görev ve kürsü güvencesinin güçlendirilmesi,
  • yargı mensupları için açık ve liyakate dayalı kariyer planlaması yapılması,
  • zabıt kâtipleri ve diğer adliye personelinin eğitim ve özlük haklarının iyileştirilmesi,
  • davaların makul sürede sonuçlanmasını sağlayacak kurumsal kapasitenin kurulması

gerektiğini ifade etti. Arıtürk’e göre yargının bütün unsurları birlikte ele alınmadıkça yapılan değişiklikler reformdan çok sınırlı bir iyileştirme niteliğinde kalır.

F-35 Programının Hukuki ve Teknolojik Boyutu

Programın dış politika bölümünde Arıtürk, Türkiye’nin F-35 programındaki yerini yalnızca bir savaş uçağı alımı olarak görmediğini söyledi. Programa katılımın, uçakta kullanılan teknolojiyi tanıma ve bu birikimi Türkiye’nin savunma sanayisine aktarma bakımından da önemli olduğunu belirtti.

Katıldığı uluslararası toplantılarda F-35’in yüksek bakım maliyeti, teknik sorunları ve insanlı savaş uçaklarının geleceği konusunda eleştiriler dile getirildiğini aktardı. Geleceğin savaş teknolojisinin insansız, uzaktan yönetilen ve yapay zekâ destekli sistemlere doğru ilerlediğini; Türkiye’nin de uzun vadeli yatırımını bu alanlara yöneltmesi gerektiğini söyledi.

Türkiye’nin programdan çıkarılmasının hukuki dayanağı bulunmadığı görüşünü dile getiren Arıtürk, ödenen bedeller ve uğranılan zararlar bakımından önce müzakere, sonuç alınamaması hâlinde ise yargısal yolların gündeme gelebileceğini belirtti. Devletin bu konuda Amerika’da bir hukuk ekibiyle çalıştığı bilgisine sahip olduğunu da aktardı.

Dış Politikada Duygusallık Değil, Bilgi ve Uzun Vadeli Plan

Arıtürk, dış politikada kalıcı dostluklar veya düşmanlıklardan çok devletlerin menfaatlerinin belirleyici olduğunu söyledi. Türkiye’nin başka bir güce bütünüyle yaslanmak yerine kendi kapasitesini güçlendirmesi; Doğu ve Batı ile ilişkilerini tarihsel tecrübe, bilgi ve rasyonel tercihler üzerinden yürütmesi gerektiğini ifade etti.

1915 olaylarına ilişkin uluslararası tartışmalarda da yalnızca diplomatik tepkilerin yeterli olmayacağını belirten Arıtürk, Türkiye’nin farklı ülkelerde uzun vadeli akademik çalışmalar ve burs programları desteklemesi gerektiğini savundu. Bu desteklerin milliyet veya inanca göre değil, bilimsel nitelik ve liyakate göre verilmesinin önemine işaret etti.

Arıtürk’e göre Türkiye’nin en büyük ihtiyacı bilgiye yatırım yapmak; yeni kuşak hukukçuları, diplomatları, siyasetçileri ve bürokratları uzun vadeli bir devlet aklıyla yetiştirmektir.

Programdaki değerlendirmelerin ortak noktası, zor siyasi ve hukuki meselelerin kısa vadeli tepkilerle değil; kişiselleştirilmiş sorumluluk, bağımsız ve hızlı işleyen yargı, kurumsal kapasite ve bilgiye dayalı politika ile çözülebileceğiydi.

Av. Doç. Dr. Ramazan Arıtürk, TV100 ekranlarında Hande Aydemir’in sunduğu Gün Biterken programında; HDP hakkında yeniden hazırlanan kapatma iddianamesini, siyasi parti kapatmalarının hukuk ve seçmen iradesi üzerindeki etkisini, yargı reformu ihtiyacını ve NATO Zirvesi öncesinde Türkiye’nin dış politika gündemini değerlendirdi.

İade Edilen İddianameden Sonraki Hukuki Süreç

Arıtürk, ilk iddianamenin Anayasa Mahkemesi tarafından iade edilmesinin davanın sona erdiği anlamına gelmediğini belirtti. Bir iddianamenin usule ilişkin eksiklikler nedeniyle iade edilmesinden sonra savcılığın iki temel seçeneği bulunduğunu anlattı:

  • eksiklikleri gidererek daha açık ve delillerle bağlantısı kurulmuş yeni bir iddianame hazırlamak,
  • toplanan delillerin yeterli olmadığı kanaatine ulaşılması hâlinde süreci devam ettirmemek.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının iddianameyi yeniden hazırlayarak Anayasa Mahkemesine sunmasının, ceza muhakemesi bakımından olağan bir yol olduğunu söyledi. İlk dosyada iddialar ile deliller arasındaki bağlantıların yeterince kurulmadığına ve bazı isimler bakımından önemli sorunlar bulunduğuna ilişkin tespitleri hatırlattı.

Anayasa Mahkemesinde Dava Nasıl İlerler?

Arıtürk, yeni iddianamenin öncelikle bir raportör tarafından usul yönünden inceleneceğini aktardı. İddianamenin kabul edilmesi hâlinde sürecin genel hatlarıyla şu aşamalardan geçeceğini belirtti:

  • iddianamenin ilgili siyasi partiye gönderilmesi,
  • partinin yazılı savunmasının alınması,
  • Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının esas hakkındaki görüşünü sunması,
  • talep edilmesi hâlinde parti temsilcisinin Anayasa Mahkemesi önünde sözlü savunma yapması,
  • Mahkemenin nitelikli çoğunlukla nihai kararını vermesi.

Anayasa Mahkemesinin yalnızca kapatma veya ret seçenekleriyle sınırlı olmadığını; koşullar oluştuğunda devlet yardımından yoksun bırakma veya belirli kişiler hakkında siyasi yasak gibi sonuçların da gündeme gelebileceğini söyledi.

Parti Tüzel Kişiliği ile Bireysel Ceza Sorumluluğu Ayrılmalı

Arıtürk’ün üzerinde durduğu temel ayrım, siyasi partinin tüzel kişiliği ile o parti içinde hareket eden kişilerin bireysel sorumluluğuydu. Bir parti yöneticisinin, milletvekilinin veya üyesinin suç teşkil eden bir fiili bulunuyorsa, savcılıkların delilleri toplaması ve davayı yetkili ceza mahkemeleri önüne taşıması gerektiğini ifade etti.

Terör örgütüne destek veren veya hukuk düzenini ihlal eden fiillerin karşılıksız bırakılmasını savunmadığını özellikle vurgulayan Arıtürk, bu fiillere verilecek cevabın kişiselleştirilmiş ceza sorumluluğu olması gerektiğini söyledi. Suçu işleyen kişinin yargılanması, delillerin mahkeme önünde tartışılması ve hükmün kesinleşmesi hâlinde yaptırımın o kişiye uygulanması gerektiğini belirtti.

Bir partinin tabelası indirilebilir; fakat o partiye oy veren insanların düşüncesine ve siyasi tercihine kilit vurulamaz.

Arıtürk’e göre siyasi parti kapatma yöntemi, Türkiye’nin geçmiş tecrübesinde beklenen sonucu üretmedi. Kapatılan partilerin yerine farklı isimlerle yeni partilerin kurulduğunu, seçmenin ise kendi iradesine müdahale edildiği düşüncesiyle daha güçlü bir tepki geliştirebildiğini anlattı.

Seçmenin İradesi Kapatma Kararıyla Ortadan Kalkmaz

Bir siyasi partinin kapatılması hâlinde seçmenin otomatik olarak başka ve daha güçlü bir partiye yönelmeyeceğini söyleyen Arıtürk, bu tür kararların ters etki doğurabileceğine dikkat çekti. Kapatma kararını kendi tercihine yönelmiş bir haksızlık olarak gören seçmenin, kapatılan siyasi çizgiye daha sıkı bağlanabileceğini ifade etti.

Türkiye’de çok sayıda siyasi parti bulunduğunu hatırlatan Arıtürk, asıl sorunun diğer partilerin bu seçmenlere neden ulaşamadığı olduğunu söyledi. Siyasi partilerin, bir kapatma kararından sonra ortaya çıkacak oyları kendilerine yönelmiş hazır bir alan gibi görmek yerine, seçmenin güvenini kazanacak politikalar üretmesi gerektiğini vurguladı.

Terörle Mücadele ile Demokratik Siyasetin Alanı Birlikte Korunmalı

Arıtürk, bir siyasi partinin bütün üyelerinin veya seçmenlerinin terör örgütü mensubu gibi değerlendirilmesini hukuken ve toplumsal açıdan doğru bulmadığını söyledi. Terörle mücadelenin, silahlı yapılarla etkin biçimde mücadele edilmesi ile demokratik siyasetin meşru alanının açık tutulmasını birlikte gerektirdiğini belirtti.

Bir kişi veya seçilmiş yönetici yeniden suç teşkil eden bir ilişkiye giriyorsa yargının devreye girmesi gerektiğini; ancak hukuka uygun faaliyet gösteren kişilerin siyasi alandan topluca dışlanmasının sorunu çözmeyeceğini ifade etti.

Geciken Adalet Kamu Düzenini Zayıflatır

Arıtürk’e göre Türkiye’deki temel problemlerden biri, suç iddialarının zamanında soruşturulmaması ve davaların yıllarca sonuçlanmaması. Suç işlendiği anda delillerin toplanması, kişinin kısa sürede hâkim karşısına çıkarılması, hükmün makul sürede verilmesi ve kesinleşen cezanın uygulanması hâlinde kamu düzeninin korunabileceğini söyledi.

Ceza davalarının ve hatta sıradan hukuk uyuşmazlıklarının yıllara yayılmasının, yargının caydırıcılığını ve adalete duyulan güveni aşındırdığını belirtti. Geç tecelli eden adaletin yalnız bireylere değil, toplum düzenine de zarar verdiğini vurguladı.

Anayasa Mahkemesi Kararından Sonra Başvuru Yolları

Anayasa Mahkemesinin siyasi parti kapatma davasında vereceği kararın iç hukuk bakımından nihai olduğunu belirten Arıtürk, ilgili tarafların daha sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurabileceğini söyledi. Bu nedenle Anayasa Mahkemesinin kararının açık hukuki gerekçelere ve hukuka uygun biçimde elde edilmiş delillere dayanmasının özel önem taşıdığını ifade etti.

Dava devam ederken partinin kendi tüzel kişiliğini sona erdirmesi ihtimalinin de mevzuat bakımından tartışmalı bir alan oluşturduğunu anlattı. Böyle bir durumda davanın konusuz kalıp kalmayacağı veya Anayasa Mahkemesinin “kanuna karşı hile” değerlendirmesiyle incelemeyi sürdürüp sürdüremeyeceğinin hukuk dünyasında önemli bir tartışma doğurabileceğini belirtti.

Yargı Reformu Yalnızca Kanun Değiştirmek Değildir

Arıtürk, belirli maddelerde yapılan iyileştirmelerin tek başına “yargı reformu” olarak adlandırılamayacağını söyledi. Gerçek bir reformun hukuk eğitimiyle başlayıp mahkemelerin bütün çalışma düzenini kapsaması gerektiğini belirtti.

  • hukuk fakültelerinde eğitimin niteliğinin yükseltilmesi,
  • hâkim, savcı ve avukatların uzmanlaşmasının sağlanması,
  • hâkimlerin görev ve kürsü güvencesinin güçlendirilmesi,
  • yargı mensupları için açık ve liyakate dayalı kariyer planlaması yapılması,
  • zabıt kâtipleri ve diğer adliye personelinin eğitim ve özlük haklarının iyileştirilmesi,
  • davaların makul sürede sonuçlanmasını sağlayacak kurumsal kapasitenin kurulması

gerektiğini ifade etti. Arıtürk’e göre yargının bütün unsurları birlikte ele alınmadıkça yapılan değişiklikler reformdan çok sınırlı bir iyileştirme niteliğinde kalır.

F-35 Programının Hukuki ve Teknolojik Boyutu

Programın dış politika bölümünde Arıtürk, Türkiye’nin F-35 programındaki yerini yalnızca bir savaş uçağı alımı olarak görmediğini söyledi. Programa katılımın, uçakta kullanılan teknolojiyi tanıma ve bu birikimi Türkiye’nin savunma sanayisine aktarma bakımından da önemli olduğunu belirtti.

Katıldığı uluslararası toplantılarda F-35’in yüksek bakım maliyeti, teknik sorunları ve insanlı savaş uçaklarının geleceği konusunda eleştiriler dile getirildiğini aktardı. Geleceğin savaş teknolojisinin insansız, uzaktan yönetilen ve yapay zekâ destekli sistemlere doğru ilerlediğini; Türkiye’nin de uzun vadeli yatırımını bu alanlara yöneltmesi gerektiğini söyledi.

Türkiye’nin programdan çıkarılmasının hukuki dayanağı bulunmadığı görüşünü dile getiren Arıtürk, ödenen bedeller ve uğranılan zararlar bakımından önce müzakere, sonuç alınamaması hâlinde ise yargısal yolların gündeme gelebileceğini belirtti. Devletin bu konuda Amerika’da bir hukuk ekibiyle çalıştığı bilgisine sahip olduğunu da aktardı.

Dış Politikada Duygusallık Değil, Bilgi ve Uzun Vadeli Plan

Arıtürk, dış politikada kalıcı dostluklar veya düşmanlıklardan çok devletlerin menfaatlerinin belirleyici olduğunu söyledi. Türkiye’nin başka bir güce bütünüyle yaslanmak yerine kendi kapasitesini güçlendirmesi; Doğu ve Batı ile ilişkilerini tarihsel tecrübe, bilgi ve rasyonel tercihler üzerinden yürütmesi gerektiğini ifade etti.

1915 olaylarına ilişkin uluslararası tartışmalarda da yalnızca diplomatik tepkilerin yeterli olmayacağını belirten Arıtürk, Türkiye’nin farklı ülkelerde uzun vadeli akademik çalışmalar ve burs programları desteklemesi gerektiğini savundu. Bu desteklerin milliyet veya inanca göre değil, bilimsel nitelik ve liyakate göre verilmesinin önemine işaret etti.

Arıtürk’e göre Türkiye’nin en büyük ihtiyacı bilgiye yatırım yapmak; yeni kuşak hukukçuları, diplomatları, siyasetçileri ve bürokratları uzun vadeli bir devlet aklıyla yetiştirmektir.

Programdaki değerlendirmelerin ortak noktası, zor siyasi ve hukuki meselelerin kısa vadeli tepkilerle değil; kişiselleştirilmiş sorumluluk, bağımsız ve hızlı işleyen yargı, kurumsal kapasite ve bilgiye dayalı politika ile çözülebileceğiydi.