Habertürk’te Fatih Altaylı’nın programına konuk olan Av. Doç. Dr. Ramazan Arıtürk, Türkiye’de yargının yapısal sorunlarını tarihin derinliklerine uzanan bir perspektifle değerlendirdi. Arıtürk’ün açıklamaları, yalnızca güncel tartışmaları değil, yargı krizinin 200 yılı aşkın bir geçmişe dayanan köklerini ortaya koyması bakımından dikkat çekiciydi.
Konuşmasına “Türkiye’deki yargı tartışmaları 3–5 yıllık meseleler değildir; 1800’lü yıllardan beri süren bir arayışın devamıdır.” diyerek başlayan Arıtürk, Osmanlı’nın son döneminde medreselerin kanun üretemez hale gelmesiyle başlayan hukuk krizine dikkat çekti. Bu dönemde hukukun değişen ihtiyaçlarını karşılayamayan sistemin, çözümü Fransız ceza kanununun ithal edilmesinde bulduğunu hatırlattı.
Bugünkü adli yapılanmanın kökeninin dahi Fransız modeline dayandığını belirten Arıtürk, “Suluk Mahkemesi’nden Asliye Hukuk’a, istinaftan Yargıtay’a kadar uzanan sistemimiz, 1790 tarihli Fransız adalet düzeninin 1878’de nizamiye mahkemeleri olarak ülkemize taşınmasıyla şekillendi.” ifadelerini kullandı.
Arıtürk’ün üzerinde durduğu en çarpıcı noktalardan biri ise Osmanlı’nın bir dönem yargı egemenliğini konsolosluk mahkemelerine bırakmak zorunda kalmasıydı. Yabancı hâkim ve avukatların görev yaptığı bu mahkemelerin devlet otoritesini zayıflattığını söyleyen Arıtürk, “Devlet kendi egemenlik alanını fiilen devretmişti.” diyerek tarihsel arka planı hatırlattı. Cumhuriyet’in ilk yıllarında bu nedenle konsolosluk mahkemeleri tamamen kapatılmıştı.Bu eksikliği gidermeden yargı reformu tamamlanmış sayılmaz.” diyerek sözlerini noktaladı.
“Türkiye’de hâkim, savcı ve avukat güvencesi yoktur.”
Arıtürk, Türkiye’de yargı sisteminin bugün yaşadığı sorunların özünü şu cümleyle özetledi:
“Türkiye’de bugün hiçbir hâkimin, hiçbir savcının ve hiçbir avukatın gerçek anlamda güvencesi yoktur.”
Anayasa’daki hâkim güvencesinin yalnızca karar sorumsuzluğuyla sınırlı olduğunu belirten Arıtürk, bunun modern yargı standartları için yetersiz kaldığını vurguladı. Ona göre yargının temel sorunu mevzuat değil, nitelikli hukukçu yetiştirme kapasitesi ve yapısal istikrarsızlık.
Sık sık yaşanan hâkim değişikliklerinin yargılamaları çıkmaza soktuğunu belirten Arıtürk, İstanbul’daki tahliye davalarının 8 yıla, bazı hukuk dosyalarının ise 30 yıla kadar sürdüğünü hatırlattı:
“Bir hâkim bir dosyaya ancak hâkim olduğunda değiştiriliyor. Bu sistemle makul sürede adaletten söz edilemez.”
Çözüm: 5 yıllık ‘kürsü güvencesi’
Arıtürk’ün reform önerisinin merkezinde “kürsü güvencesi” bulunuyor. Hâkimlerin en az 5 yıl görev yapacağı mahkemenin önceden belirlenmesi gerektiğini söyleyen Arıtürk, bunun yalnızca hâkim için değil, vatandaş ve avukat için de hukuki öngörülebilirlik oluşturacağını ifade etti:
“Vatandaş bilecek ki davasına başından sonuna aynı hâkim bakacak. Avukat bilecek ki muhatabı değişmeyecek. Hakim de bilecek ki 5 yıl boyunca kürsüde. İşte bu gerçek bir teminattır.”
Ayrıca savcıların ve avukatların da uzmanlaşma, kariyer planlaması ve mesleki güvence bakımından yeniden ele alınması gerektiğini vurguladı.
Sonuç: Tarihsel birikimi görmeden reform olmaz
Arıtürk, konuşmasının sonunda yargı reformunun yalnızca yeni kanun çıkarmakla değil, sistemin tarihsel yükünü anlamakla mümkün olacağını belirtti:
“1800’lerden bugüne tartıştığımız sorunları hâlâ konuşuyorsak, ortada kanundan daha derin bir mesele vardır. Bu mesele nitelik ve güvencedir.”