Habertürk’te yayımlanan programda konuşan Av. Dr. Ramazan Arıtürk, Türkiye’nin yargı sistemine ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu ve hem tarihsel arka planı hem de güncel yapısal sorunları ele alan ayrıntılı bir analiz sundu.
Arıtürk, sözlerine hem avukat hem de akademisyen kimliğiyle yıllardır yürüttüğü çalışmaların altını çizerek başladı. Beş yılı aşkın süredir dünyadaki yargı modellerini incelediğini, Japonya’dan Almanya’ya, ABD’den Norveç ve İsveç’e kadar birçok ülkenin uygulamalarını karşılaştırdığını, aynı zamanda Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Türkiye’nin kendi yargı tarihini de detaylı bir biçimde araştırdığını anlattı.
Bu kapsamlı çalışmasını bir kitap hâline getirdiğini ve Ocak ayında yayımladığını söyleyen Arıtürk, kitabını Adalet Bakanlığı’na, bakan yardımcılarına ve ilgili kurumlara gönderdiğini ancak henüz geri dönüş almadığını belirtti. “Belki yoğunluktan, belki ihtiyaç görmedikleri için dönüş olmadı ama birçok akademisyen ve hukukçu okudu, eleştiriler geldi” dedi.
“Türkiye’nin yargı problemi 1800’lerden beri tartışılıyor”
Arıtürk’e göre Türkiye’de bugün konuşulan birçok yargı sorunu aslında yeni değil, kökleri 19. yüzyıla kadar uzanan tarihsel bir yapısal mesele:
- Şer’i mahkemeler döneminde medreselerin yeterli hukuk üretmemesi,
- Ardından Fransız ceza kanununun ithal edilmesi,
- Nizamiye mahkemelerinin kurulması,
- Konsolosluk mahkemeleri nedeniyle yargı egemenliğinin yabancı güçlere devredilmesi,
- Cumhuriyet’in ilk yıllarında bu mahkemelerin kapatılması ve baro yapılarının yeniden düzenlenmesi…
Arıtürk, tüm bu tarihsel dönüşümlerin Türkiye’nin bugün hâlâ çözemediği “nitelikli hukukçu yetiştirme ve kalıcı sistem inşa etme” sorununun bir parçası olduğunu vurguladı.
Hakim ve Savcı Güvencesi: “Türkiye’de kimsenin gerçek bir güvencesi yok”
Arıtürk, Türk yargısının temel problemlerinden birinin hakim güvencesinin kağıt üzerinde olması olduğunu belirtti:
“Türkiye’de hakimin de, savcının da, avukatın da gerçek bir güvencesi yok. Anayasa’daki güvence sadece karar sorumsuzluğuyla sınırlı. Oysa sistem, hakime bağımsız karar verebilmesi için çok daha güçlü bir güvence vermek zorunda.”
Bu noktada Arıtürk geniş kapsamlı bir reform önerisi sundu:
1) Kürsü Teminatı (5 Yıl Aynı Mahkemede Görev)
- Hakimlerin 2 yılda bir yer değiştirmesi adaletin gecikmesine yol açıyor.
- 8–10 yıl süren davaların temel sebebi hakim sirkülasyonu.
- Hakimin en az 5 yıl aynı kürsüde görev yapması gerekir.
2) Son Yılda Dosya Almama
Hakimin 5. yılında yeni dosya almadan sadece elindeki dosyaları tamamlaması gerektiğini ifade etti.
3) Hakimin Yetkinliği Şeffaf Olmalı
Bir vatandaşın, karşısındaki hakimin ilgili alanda eğitim alıp almadığını bilme hakkı olmalı:
“Bir ticaret mahkemesi hakimi ticaret hukuku çalışmış mı? Bir ceza hakimi ceza alanında uzman mı? Bu bilinmeli. Bugün hukuk hakimi yarın ceza hakimi olabiliyor—bu sistem olamaz.”
4) Kariyer Planlaması ve Sürekli Eğitim
- Hakimler 5 yıllık dönemler sonunda bir yıl Adalet Akademisi’nde eğitime dönmeli.
- Bu Osmanlı’da “zaman-ı infisal” olarak uygulanan bir modeldi.
- Üst görevlere geçişte hakimlerden eser, makale, çalışma beklenmeli.
“Savcıların uzmanlaşmaması büyük sorun; bu yüzden bilirkişi hukukuna mahkûmuz”
Arıtürk, soruşturma kalitesinin temel kaynağının savcı olduğunu, fakat Türkiye’de savcıların da uzmanlaşmadan dosyalara atandığını söyledi:
- “Düne kadar basit dosyalara bakan savcı, ertesi gün bir anda terör savcısı oluyor.”
- PKK, finans kaynakları, yapılanma, jargon gibi kritik bilgilere hâkim olmayan savcılar yüzünden soruşturmalar zayıf kalıyor.
- Bu nedenle iddianamelerin çok büyük bir bölümü beraatle sonuçlanıyor.
“Türkiye’de açılan davaların %60’ı beraatle sonuçlanıyor. Bu, lekelenmeme hakkının en ağır ihlallerinden biridir.”
Tutuklama ve CMK 100: “Sorun yasa değil, hakimin uygulama kodu”
Arıtürk’e göre CMK 100 kötü bir madde değil; sorun metinde değil, uygulamada:
“Kuvvetli şüphe, somut olgu, makul şüphe zaten yazıyor. Asıl mesele hakimin bu kavramları nasıl yorumladığı. Bu yüzden sistematik reform yapılmadıkça sonuç değişmez.”
“Türkiye’de herkes hakkında her an soruşturma açılabilir—bunun nedeni memur koruması değil”
Kamu görevlilerinin yargılanmasındaki izin mekanizmasının yanlış yorumlandığını söyleyen Arıtürk:
“Bu bir dokunulmazlık değil. Ama devlet memurunun görev gereği bir işlem yaparken sürekli savcıyla karşı karşıya kalmasını önlemek için konulmuş bir mekanizmadır.”
dedi.
“Türkiye’nin bir Adalet Şûrası’na ihtiyacı var”
Arıtürk, tüm bu tartışmaların bireysel örneklerle değil, kurumsal ve yıllık değerlendirmelerle yapılması gerektiğini söyledi:
“Türkiye’de akademisyenlerin, hukukçuların, vatandaşların adalet sistemiyle ilgili görüşlerini sunacağı kurumsal bir Adalet Şûrası yok. Her yıl yargıda yaşanan aksaklıkların paylaşıldığı, çözüm üretildiği bir şûra kurulmalıdır.”
HDP ve Siyasi Parti Tartışması: “Seçmen ayrıdır, partinin fiili ayrıdır”
Arıtürk, parti kapatma tartışmalarıyla ilgili net bir ayrım yaptı:
- HDP seçmeniyle HDP’nin faaliyetlerinin aynı şey olmadığını,
- Eleştirilerin hiçbir şekilde halkı hedef almaması gerektiğini,
- Sorunun yasal sınırları aşan faaliyetlerde olduğunu vurguladı.